Gece yarısı güneşinin ışığında Norveç - Haber - startv.com.tr

Gece yarısı güneşinin ışığında Norveç


Gece yarısı güneşinin ışığında Norveç

Norveç’te haziranın ilk haftasından itibaren gecesi olmayan günler başlıyor. Yani güneş hiç batmıyor. Bunaltmayan bir sıcakta, cennet benzeri fiyortlarda dolaşmak, balık tutmak, balinaların peşinde gitmek, dağlara tırmanmak, doğada yürümek, bisikletle gezmek, lezzetli yemekler yemek, gece yarısı güneşinin altında romantik düşlere dalmak istiyorsanız hazırlanın. Norveç sizi bekliyor.

Son bir aydır göçmen kuşlara döndüm. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna kanat çırpmaktan yoruldum artık. Geçen ay Asya’nın en güneyinde, Tayland’da sıcak ve nemden bunalıyordum, geçen hafta da Avrupa’nın en kuzeyinde, Norveç fiyortlarında soğuktan titredim durdum. Aslında Norveç’in tam zamanıydı. Hiç batmayan bir güneş ve kavurmayan bir yaz... Kuzey ülkelerinin yazlarını çok seviyorum. Bitmeyen günlerde, tablo benzeri doğada gezinmek, berrak ve serin sulardaki yansımaları seyretmek, vahşi kalabalıklardan uzak kentlerin, sakin yaşamlarında akıp gitmek çok keyif veriyor bana. Olanak bulsam yaz aylarını kuzeyde geçirip, güneyin gürültüsünü ve telaşını özlemeyi beklerim.

Norveç’e giderken bavulumu yapmakta zorlandım. Gardırobun kapağını açtığımda, İstanbul’da termometre 30 dereceyi gösteriyordu. Kışlıklar çoktan yazlık giysilerle yer değiştirmişti. Zaman zaman yağmurlu, gündüz 3-4 derece, akşam daha da soğuyan bir iklime yolculuk edecektim. Yaz sıcağında bunalırken soğuğu hayal etmek biraz zor oluyordu. Önce kadife pantolonlarımı çektim çıkardım. Bir iki kazak, yün çoraplar, oduncu gömlekleri, yün bere, eldiven, atkı... Bavulun en üstüne de paltomu yerleştirdim. Çünkü Oslo’ya yazlık kıyafetle gidecek, orada, havaalanından çıkmadan bavuldan paltomu alacaktım. Tüm bu yazdıklarıma bakıp, her şeyin yolunda gittiğini sanmayın sakın. Ne yaparsanız yapın, sıcakta soğuğun şiddetini hesap etmek çok kolay olmuyor ve mutlaka bir şeyleri eksik alıyorsunuz. Bunu anladığınızda iş işten geçmiş oluyor ve benim gibi rüzgar ve soğukla sürekli kavga ediyorsunuz.

OPERA’NIN DAMINDA

Oslo’ya yolculuk yaklaşık dört saat sürdü. Uçak pistte yavaşlarken, dışarıda yağmur estire estire yağıyordu. Gri, loş, soğuk, ıslak bir günde uzun bir pasaport kuyruğuna girdim.

Dışarıya çıktığımda, unutmaya başladığım soğuk bir havayla sarmaş dolaş oldum. Oslo’nun merkezine giden trenin penceresinden akan giden manzaraya bakıp, daha önceki gezilerimi anımsamaya çalıştım. Gözlerimin önüne hep fiyortlar geliyordu. Cennete benzeyen görüntülerdi bunlar. Rengarenk evler, yeşil çayırlar, pamuk balyalarını andıran beyaz bulutlar, boncuk mavisi gökyüzü, aynı renk deniz, kıyıya bağlanmış karpuz kıçlı balıkçı tekneleri... O gün bugündür aklımdan çıkmayan, insanı çeşitli düşlere sürükleyen, inanılmaz görüntüler./_np/6671/10836671.jpg
“Tanrıların Tarlası” anlamına gelen Oslo’da, önce 2008’de tamamlanan Opera Binası’nın damında yürüdüm. “Damda ne işin var” diye sorarsanız; küçük bir körfezin kıyısında, cam ve beyaz mermerden yapılmış bu muhteşem binanın damı bir seyir yeriydi. Ziyaretçiler bu terastan kentin siluetini seyrediyor, anı fotoğrafları çektiriyordu.

Oslo geceleri çok uzun olduğu için, geç saatlere kadar caddelerde gezindim durdum. O gün önemli bir rock gruplarından AC-DC’nin konseri vardı. Sokaklar siyah tiş&
Yorumlar
Henüz bir yorum yapılmadı. İlk yorum yapan siz olun.