Ufak Tefek Cinayetler

SALI 20.00
Ufak Tefek Cinayetler
UFAK TEFEK CİNAYETLER

Dört kadın bir cinayet bin bir sır...

28.10.2017 12:13 5.562

Dört lise arkadaşı kadın, geçmişte içlerinden birine yaptıkları acımasız bir şaka... Sonuç: Bir katil ve bir ceset... ‘Ufak Tefek Cinayetler’in setine girip cinai şebekeyle buluştuk. Dört başrol oyuncusu; Aslıhan Gürbüz, Bade İşçil, Gökçe Bahadır ve Tülin Özen’le hayatlarını, Türkiye’de kadın olmayı ve aşkı konuştuk.

BADE İŞÇİL: ANNELİK BENİ ADIMLARINI HESAPLI ATAN BİR KADIN YAPTI

Dört yıl sonra ekrana döndünüz. Sizi en son bıraktığımda maraton koşan bir kadındınız. Evlenmemiş, bir ayrılık yaşamamış ve anne olmamıştınız...

- Sorumluluklarım artık daha fazla. Annelik beni daha kontrollü, adımlarını hesaplı atan bir kadın yaptı.

Oğlunuz Azur üç yaşında. Nasıl bir annesiniz?

- Annem gibi bir anneyim. Çocuğunu her şeyiyle düşünüp sevgisini tam vermeye çalışan bir anne.

Boşandığınız Malkoç Süalp’le barıştığınız ve tekrar evleneceğiniz haberleri doğru mu

- ‘Tekrar bir araya geldiler’ haberleri yanlış anlaşılmadan ibaret ama çocuğumun babası o. Ben annelik görevimi yapıyorum, dolayısıyla oğlumun babasına ve babasıyla iletişimine de saygı duymam gerekiyor. Onun dışında aynı fikir ve bakış açısında değildik ki bir şeyleri yürütemedik. Ayrıyız ama arkadaş olarak sıkıntımız yok.

Geçmişe bakınca pişman mısınız?

- Değilim. Sadece anne olmadan önceki halime bakıyorum ve ‘Enerjimi daha fazla şey için kullanabilirmişim’ diyorum.

Diziye dönersek, her şey işlenen bir cinayetle başlıyor, hadi söyleyin katil kim?

- Hiçbirimizin haberi yok. Yoksa ben yalanı beceremiyorum diye bana söylememiş olabilirler mi? Umarım benim karakterim Pelin katil değildir.

Karakterlerin hepsi kendilerini olduğundan farklı gösteriyor. Sizin de arada bir taktığınız böyle maskeleriniz oluyor mu?

- Bu ‘maskeli balo’ yaşantısı hayatımızda var. Yalanla eşdeğer. Ben beceremiyorum. Neysem o olmak kafamı yastığa koyduğumda huzurla uyumamı sağlıyor.

TÜRKİYE’DE KADIN OLMAK

Aslıhan Gürbüz: Ergenliğinden itibaren bu coğrafyada zorlanmış bir kadın olarak diyebilirim ki, korkulardan beslenen anlayışsızlık ve meta görülme hali biz kadınları en zorlayan şey.

Bade İşçil: Bıçak sırtında yürüyen bir kadının resmedildiği bir karikatür görmüştüm. Bazen tam böyle hissettiğim zamanlar var ama Türk kadınının Kurtuluş Zaferi’nde emeğiyle dünyaya örnek olduğunu da biliyorum. O yüzden kadınımız güçlüdür.

Gökçe Bahadır: Kadının değerinin bilinmediği bir ülkede yaşıyoruz. Kadının da kendini ifade etme özgürlüğü daha fazla olmalı.

Tülin Özen: Bunun cevabı için gazetelerin üçüncü sayfa haberlerini okumamız ya da birinci sayfalardaki politika haberlerinin fotoğraflarına bakmamız yeterli. Birinde hep varız, birinde hiç yokuz.

Aslıhan Gürbüz

KADINLIĞI BEN DE ÇOK ANLAYAMADIM

Bütün hikâye ‘Sarmaşık’ isimli bir sitede geçiyor. Dört kadının bulunduğu bu site günümüz Türkiye’sinde nereye denk düşüyor?

- Pırıltılı ve şaşaalı... Bir yandan da yaşanan duygular çok insani, bu yüzden dünyada herkesin içinde var olan o karanlığı da simgeleyen bir yer burası. Her şey bir cinayetle başlıyor. Katil kim? Ölen kim? Hiçbir fikrimiz yok. Sonrasında da karakterleri kendi aramızda ‘iyiler’ ve ‘haydutlar’ olarak kodluyoruz. İyiler ne kadar iyi? Peki ya haydutlar? Birbirlerini değiştiriyorlar mı? Uzun zamandır okumadığım kadar iyi bir senaryoydu. Burada tertemiz karakterler yerine hayattaki gibi kusurları olan insanlar var.

Siz ne kadar haydut, ne kadar iyisiniz?

- Annemin bir lafı var: “Hiç olmadı, iyi ol.” İyiliğin baki kalacağına inananlardanım, ben de saf iyilerdenim ama zamanla haydut olmayı da öğreneceğim. Çünkü sanırım biraz öyle olmak gerekiyor.

“Bir kadının en iyi göründüğü an en kötü andır” diyorsunuz. Hadi kadınlar hakkında bilmediğimiz başka şeyler söyleyin...

- Mesela bıyıklarımız var (Gülüyor). Bir erkek, kadınlarla ilgili neyi bilmiyorsa ona şaşırır, çünkü sistemleri çok farklı iki cinsiz. Şaka bir yana, ben de bir kadın olarak “Kadınlığı çok anlayamadım.” Değişik bir beyin bizdeki, birbirinden karmaşık duygularımız var. 30 yaşına kadar bu arapsaçı gibi karmaşa devam ediyor...

Otuzundan sonra?

- Düşünme biçimi de, duygu yönetimi de sakinleşiyor.

Fiziksel olarak sürekli değişim içindesiniz. ‘Kilo aldı, kilo verdi’ haberleri size ne hissettiriyor?

- Kilo alıp veriyor, biraz kafa karıştırıyorum. Hayatı boyunca etine dolgun ve 38 bedenden aşağıya inememiş bir kadın olarak kiloların konu edilmesini doğru bulmuyorum. Hayattan bireyleri canlandırıyorum ben. Böyle kadınlar her yerde var. Bu benim annemden aldığım genetiğim. Kusurlarımızla barıştığımız zaman tatlı bir toplum olacağız.

Gökçe Bahadır

ESKİDEN INSTAGRAM YOKTU; GERÇEK HALİMİ BİLMİYORDUNUZ

Dört kadınlı bir iş görünce akla hemen ‘Umutsuz Ev Kadınları’ geliyor...

- Bizim işimizin hikâyesi daha farklı; bizden ve içimizden. İzledikçe farkı göreceksiniz.

Karakteriniz adalet arayan bir kadın. Sizce günümüzde ne kadar adiliz?

- Benim için adalet, kimsenin hakkını yememek, herkese olabildiğince adil davranmak ve önyargılı olmamak. Bizler çok adil sayılmayız. Ben hayatın içinde üzerime düşeni yapmaya çalışıyorum.

‘Yaprak Dökümü’nden başlayarak ülkenin gözü önünde büyüdünüz. Yıllardır ekranın getirdiği reyting kaygısı, tanınırlık, şöhret kavramını ve ego meselesini çözebildiniz mi?

- Mesleğe başlarken öncelikli hedefim şöhret olmak değildi. Tek dileğim bana verilen karakterlere en iyi şekilde can verip işimi iyi yapmak. Önceliğim bu olduğu için de çok sıkıntı çekmedim. Sadece güzel sözlere muhatap olmadım tabii; sevmeyen, beğenmeyenler de var. Bunları normal karşılıyorum.

Bir dönem gördüğümüz daha sert Gökçe imajını hızla yıktınız. Artık sosyal medyasına dans videoları yükleyen, daha kadınsı ve yüzü sık gülen bir Gökçe var... Nedir bu değişimin sebebi?

- Aslında hayatım boyunca mutlu, gülen, dans eden, eğlenmeyi seven biriydim. Ama bunu çok fazla ifade edebileceğim alanlar olmadı. O zaman Instagram yoktu. Oynadığım rollerden dolayı soğuk görünüyor olabilirim ama orjinalinde çok daha keyifliyim.

Dört kadın oyuncu, ‘Ufak Tefek Cinayetler’de can verdikleri karakterleri anlatıyorlar.

Aslıhan Gürbüz: Merve lider ruhlu, enerjik. Her şeyi o biliyor, o karar veriyor. Grubun lideri. Gerçekte kuzenim olsa düğünde yanına oturmam.

Bade İşçil: Pelin evli; bir oğlu var. 

Merve karakterinin ekürisi, bir yandan da onun yerine geçmek istiyor.

Gökçe Bahadır: Oya, lisede arkadaşları tarafından yapılan bir şakayla hayatı değişen bir kadın doğum uzmanı. Dört kadın arasında iyiliği temsil ediyor.

Tülin Özen: Arzu, dostlarına ve onların fikirlerine kendininkilerden daha çok güvenen, başkalarının kararlarıyla yaşamaya alışmış bir kadın. Yarış içinde olmaktansa beraber olmayı seçen biri.

Tülin Özen

ERKEKLİĞİN ONDA DOKUZU KAÇMAK DEĞİL Mİ?

İşiniz kadınlar arasındaki rekabeti merkezine alıyor. Kadın rekabetine bakışınız ne?

- Genellikle kendimi erkeklerin fikirlerimi dinlemediği durumlarla mücadele içinde buldum. Kadınlarla yüz yüze yaşayıp da kendimi anlatamadığım bir an hatırlamıyorum.

Peki ataerkil bir toplumda kadın hikâyesi anlatmak zor mu?

- Çok zor. Sırf bir kadını anlatmak için yola çıkılan işlerde bile üçüncü bölümden sonra mesele, güçlü bir erkeğin kollarında mutlu olmaya çalışan kadının hikâyesine dönüşüyor. Sebep güçlü olanın erkek olduğunu göstermek sanırım. Aslında gerçek hayatla bu anlatılanlar çok tezat.

Neden?

- Erkeklik, “erkekliğin 10’da 9’u kaçmaktır” denen bir kurum değil mi? Biz kadınlar aslında erkeklerimizin korkularını, iktidar elde ederken ne kadar ezildiklerini ve korktuklarını biliyoruz.

Tüm dünya, Hollywood yapımcısı Harvey Weinstein’in cinsel taciz skandalını konuşuyor. Siz bu sektörde hiç tacize maruz kaldınız mı?

- Parası ve gücü olanlar, herkesi ezip hâkimiyeti altına alabileceğini düşünüyor. Bu insan olmakla ilgili bir zaaf. Bir sürü insanın da başarı veya gücün peşinde koşarken, maruz kaldıklarına ‘eyvallah’ deme potansiyeli sergilediklerini görüyorum. Dolayısıyla bu ilişkilerin kurulabileceği hissine sahibim ama ben karşılaşmadım. Zaten çok da mesafeli bir tipimdir.

 

Hürriyet

Star TV