'Avukat olma hayalleri kurarken kendimi sahnede buldum'

vukat olma hayalleri kurarken ablasının şöhret yolculuğu kaderini değiştirdi.
Giriş Tarihi : 24.06.2018 - 06:25
Güncelleme Tarihi : 24.06.2018 - 06:25
'Avukat olma hayalleri kurarken kendimi sahnede buldum'

İzmit’in bir kasabasında doğdu. Avukat olma hayalleri kurarken ablasının şöhret yolculuğu kaderini değiştirdi. Ekranda boy gösterdiği ilk gece, sosyal medyası patladı, telefonu kilitlendi. Romantik komedilerin aranan yıldızı Demet Özdemir’le yeni dizisi ‘Erkenci Kuş’ için buluştuk. “Hayal kurmanın ne kadar doğru olduğunu gösteren bir hikâyem var” diye anlattığı hayatını, yeni aşkını ve yeni işini konuştuk.

Sizi beş yıldır ekranlarda romantik komedilerin sevimli ve sempatik kızı olarak izliyoruz. Bu ne kadar sizsiniz?

- Dizilerdeki o kadın ben değilim. Tamamen bir rol.

O zaman gerçek Demet’i anlatsanıza. Sizi tarif eden anahtar kelimeler neler?

- Pozitifim, çok hareketliyim, fazla enerjiğim, haksızlıklar karşısında susmam. Çok nadir yoruluyorum, çalışırken çok yükseğim ve... Mütevazı olamayacağım; herkesin enerjisini ben yükseltirim. Çünkü işimi severek yapıyorum.

Karanlık taraflarınız var mı?

- Arkadaşlarım mutsuz olduğunda, haksızlığa uğradığında karanlık tarafım devreye giriyor. Onları üzenler benden korksunlar.

Küçük bir kasabada doğuyor, sonra İstanbul’a gelip başrol oyuncusu oluyorsunuz. Sizinki bir ‘yırtma’ hikâyesi mi?

- İnanılmaz, aslında ben değil, ablam Derya yırtacaktı.

Nasıl yani?

- Hayal kurmanın ne kadar doğru olduğunu gösteren bir hikâyem var. Tavukların, eşeklerin olduğu, organik, küçük bir yerde büyüdüm. Bahçeli bir evimiz vardı. Apartman kültürü yoktu, hep sokaklarda ve özgürdüm. Okul dibimizdeydi. Hiç “Buradan çıkmalıyım” gibi bir derdim de yoktu, memnundum hayatımdan. Hatta tam tersi, İstanbul gibi büyük şehirler beni çok korkutuyordu. Herhangi bir magazin programına denk geldiğimde orada gördüğüm şehir hayatları ve yaşananlar bana korkutucu geliyordu.

Avukat olma hayalleri kurarken kendimi sahnede buldum

Sonra?

- İstanbul’da akrabalarımız vardı. Ablam, onları ziyarete gittiği bir gün tesadüfen keşfedildi. Neşe Erberk Ajans’a kaydoldu. Modellik işleri çıktıkça da İstanbul’a gelip gidiyordu. Bu sırada da dans etmeye başladı. Hatta bir Fransız dergisine kapak bile oldu. O zaman “Galiba benim ablam ünlü” demeye başladım.

Anne-babanız ve küçük kasaba bu duruma ne dedi?

- “Ya babam izin vermezse” korkusuyla bir süre babamdan habersiz devam etti. Sonra babama durumu anlattık, başlarda kızdı, haklıydı da. Ama işleri sıklaştı. İstanbul’a taşınma kararı aldık. Ben, annem ve ablam İstanbul’un yolunu tuttuk. Babam memleketini bırakmadı ama sık sık yanımıza geliyordu.

Nasıldı şehirde hayat?

- Bir daireye yerleştik. Korno sesleri, kapı önünden geçen pazarcılar... O kadar gürültü vardı ki... İrkiliyor, inanamıyordum. Ama ailem “Ablan bu işe başladı, sen de iyi koşullarda okuyacaksın” diyordu. Benim hayalim, okuyup avukat olmaktı. Ortaokul bitti, lise başladı. Tam üniversite düşünüyordum ki bir anda her şey ters yüz oldu.

İlk bölüm yayımlandığında telefonum kilitlendi

Ne oldu?

- İşler kapandı, ablamın hevesi kaçtı. Derken evlendi. İstanbul’da geçim zor. Birinin çalışması gerekiyordu. “Ben hallederim” dedim. Ablamın tanıdığı dansçıların arasına girmek için bir ayda 11 kilo verdim ve kendimi sahnede dans ederken buldum. Uzun süre Bengü’ye dansçılık yaptım. Bu sırada annemle babam ayrıldı. Annemle kaldım ama babamla da görüşmeye devam ettim.

İki kadın ayakta durmak nasıldı?

- Erkek gibi bir kızdım. Dışarıya pek açık değildik. Bu yüzden hiç sıkıntı yaşamadık. Annem eskiden Berlin’de yaşamış ve hosteslik yapmış. Oradan kasabaya gelin gitmiş. Sonra İstanbul... Bütün bu değişimler onun için aslında daha zordu.

Oyunculuk bu hikâyenin neresinde?

- Sahnede çok iyi hissediyordum. İnsanların beni izliyor olması çok hoşuma gidiyordu. Sonra arkadaşlarım “Oyunculuğu denesene” dedi. İki yıl Şahika Tekand’da tiyatro eğitimi aldım. İlk deneme çekimim ‘Sana Bir Sır Vereceğim’ dizisi için oldu. Derken hooop, bu kez de kendimi sette buldum.

İlk diziyle birlikte şöhret oldunuz. Beş senede hayatınızda neler değişti?

- Değişmedi dersem yalan olur. Daha ilk bölüm yayımlanır yayımlanmaz sosyal medyadan binlerce takipçi ve mesaj geldi. Telefonum kilitlendi. Sete ziyarete gelmeye bile başladılar. Büyük mecra büyük risk demek. Hemen yutulabilir ya da uçabilirdim. Korktum. 20 yaşımdaydım. Hata yapabiliyordum, sivri zamanlarım oluyordu ama kendimi sakinleştirdim. İnsan bazı şeyleri kazandıkça, kendinden emin oldukça daha nahifleşiyor. Hırçın bir kızken öfkem azaldı.

Seçkin’le yeni bir şey yaşıyorum ve çok mutluyum

Romantik komedi dendiğinde artık akla siz geliyorsunuz. Türkiye’nin Meg Ryan, Sandra Bullock’u gibisiniz. Sıkılmadınız mı bu durumdan?

- Hayır, tam aksine. Elimde seyircinin henüz hiç görmediği o kadar çok şey var ki bu da benim adıma keyif verici. Zamanla her şeyi oynamak istiyorum. Daha 25 yaşımdayım, yeni yeni pişiyorum.

Yeni diziniz ‘Erkenci Kuş’... Nedir ‘erkenci kuş’un anlamı? 

- Galapagos diye bir yer, orada da albatros diye bir kuş var. Fantastik, kanat çırpmadan kilometrelerce uçabilen, tekeşli bir kuş. Canlandırdığım ‘Sanem’ karakteri, biraz araştırıp o kuşa hayran oluyor. Hayali de Galapagos’a gidip onu görmek. Bu yüzden dizinin adı ‘Erkenci Kuş’.

Peki, dizi ne anlatıyor?

- ‘Sanem’in hayali yazar olmak. Ama şartlar ve hayatın getirdiği durumlar farklı. Ailesinin zoruyla kurumsal bir şirkette çalışmak zorunda kalıyor. Sahnelerdeki replikleri bir yana bırak, kızın o ortamda duruyor olması bile çok komik. Sonra da hayatının aşkıyla karşılaşıyor.

Hayat, oynadığınız romantik komediler kadar tozpembe mi?

- Değil. Ama hayatlarında zaten zorluklar olan insanlar, eğer bu türü izleyecekse projenin içinde drama dair hiçbir şey görmek istemiyor. Biz sadece hayatın romantik ve komedi yönlerini bir araya getiriyoruz.

Bu kadar romantik komedi sonrası çözdünüz mü aşkı?

- Benim için aşk, sohbet etmek, gülmek, tutku, küçük kıskançlıklar... Hepsi olmalı.

İki gün önce oyuncu Seçkin Özdemir’le birlikte olduğunuzu okuduk...

- Evet, birlikteyiz. Çok yeni bir şey yaşıyorum. Şu an çok mutluyum.

Beni ya çok seviyorlar ya da hiç sevmiyorlar... Bu da hoşuma gidiyor!

Paylaştığınız fotoğraflarda sürekli arabanın içinde oturuyorsunuz. Buna rağmen Instagram’da 4 milyon takipçiniz var. Sizi niye takip ediyorlar?

- Ne giydiğimi falan değil, mutlu olup olmadığımı, modumu takip ediyorlar. Eğlenceliyim, belki güldürüyorumdur. Set ortamlarına dair tüyolar veriyorum.

İnternet sözlüklerinde hakkınızda yorum yapanlar ikiye bölünmüş durumda. Sizi ya çok güzel buluyor ya da hiç beğenmiyorlar...

- Beni ya çok seviyorlar ya da hiç sevmiyorlar! Bu da hoşuma gidiyor.

Neden?

- Arayı sevmem. “Çirkin” diyorlarsa da izliyorlar, beğeniyorlarsa çok benimsiyorlar demektir. Herkes aynı şeyi hissederse demek ya çok samimiyetsiz ya da fazla gaddarım. Ben nasılsam insanlar beni öyle görüyor. Bu kötü bir şey değil.

Dış görünüşünüze ne kadar önem veriyorsunuz?

- Hiç takılmıyorum. Sadece sosyal medya ve inceltme programları çıktıktan sonra artık kimse gerçekte olduğu gibi değil. Ben filtre bile kullanmam.

Ama sizle ilgili “Botoks yaptırdı” iddiaları çok fazla.

- Yok canım, ne botoksu? Hiç karşı da değilim, mutsuzsan kendini değiştirirsin, ben mutluyum ve hiç estetiğim yok. Kendimi beğeniyorum. Çünkü insan kendini beğenmezse yaşayamaz. Aynaya baktığımda kendimden çok memnunum. Oyunculukta model gibi olman gerekmiyor.

Hakan Gence - Hürriyet